Beğendin mi? Bütün gece düşündüm, kelime kelime hepsini aklımdan bir daha yazdım ama eminim ki sen yazarken yine de düzeltirsin, becerebilirsen daha etkileyici, iç yakıcı yap… Öyle yanıp tutuşmalar pek benim yapabileceğim şeyler değildir ama burada tam yeri gelmiş sayılır, çünkü bu hiçlikten gelen bir mektuptur…
Ben seni bir labirentten çıkardım ama sen beni, çıkışı bulunmayan –en aşırı olanının bile– bir labirente soktun. Yaşamım geçti gitti, bütün fırsatları kaçırdım ve artık beni kendime ya da evrene götürecek herhangi bir bağlantı olanağı yok. Burada duruyorum, meltem saçlarımı okşuyor ve gecenin karanlığında sendeleyerek yürümeye çalışıyorum, sana verdiğim ipin ucunu kaçırdım, Teseo…
Senden kalan her şeyi topladım, kırıntılar, kıymıklar, tozlar, izler, varsayımlar, başkalarının seslerindeki vurgular, birkaç kum taneciği, bir deniz kabuğu, düşlediğim senin geçmişin, gerçek kabul ettiğimiz geleceğimiz, senden istemeyi düşündüklerim, bana verdiğin sözler, çocukça hayallerim, küçücük bir kızken babama duyduğum aşk, gençliğimin bir-iki aptalca dizesi, tozlu bir yolun kenarındaki bir gelincik.
Acaba bizim yaşamımız da dik açılara mı bağlıdır? Sonumuza ulaşmak için hepimizin izlemek zorunda olduğumuz bölüm bölüm çetin yollar vardır, bilirsin. Evet belki, ama eğer engin Ege Denizi’ne açılan bir terasta benim gibi bir kadın böyle bir akşamda düşünecek olursa, bütün aklımızdan geçenlerin, bugünkü ve geçmişteki yaşamımızın, hayallerimizin, arzularımızın geometriyle yönetilmediğini anlar.