Her şey ne zaman açıklık kazandı, biliyor musun? Her şeyin bittiği, her şeyin aydınlığa kavuştuğu o altı ağustos bin dokuz yüz kırk beş günü. Eğer saati de bilmek istersen, sabah sekizi çeyrek geçe. O gün Tristano, canavarın artık yenildiğini ve yerini savaşı kazananların canavarlıklarına bıraktığını anladı… bitmek üzere olan bu neşeli yüzyılda işlenen ikinci cinayetti bu… o sabah, toplu kıyım silahı olarak kullanılan ilk atom bombası dünyamızın bir kentine düştü ve iki yüz bin insanı yok edip kül yığınına çevirdi. İki yüz bin diyorum ama daha sonra ölen binlerce insan, ölü doğanlar, kanser olanlar da caba… ve bunlar asker değildiler, bu silahsız, savunmasız yurttaşların tek suçu, suçsuz olmaktı… Hiroşima’da Gembaku Dom diye kocaman bir çadırı andıran bir anıt vardır, Atom Kubbesi anlamına gelir, orası patlamanın merkeziydi, o noktada yerin ısısı güneşin yüzeyindeki dereceye ulaşmıştı, o anıtın yanında barış meşalesiyle birlikte bir taş parçası vardır, orası bir kapının eşiğidir, evlerimizin kapılarındaki, üstüne ayakkabılarımızı silmek için paspas koyduğumuz eşikler gibi. Sanırım bir mermer parçası olan o taşın içinde, tıpkı mürekkebi emen bir kurutma kâğıdı gibi, kolları açık bir insan bedeninin izi vardır. Bu, bin dokuz yüz kırk beş yılının altı ağustosunda sabah saat sekizi çeyrek geçe kapısının eşiğinde sıvıya dönüşen bir adamın bedeninden arta kalandır…