Vaktiyle bir sanayici tanımıştım, mükemmel, herkesçe tanınan bir karısı vardı, ama adam yine de aldatıyordu karısını. Bu adam, haksız olduğu için, bir erdem beratı alamadığı ya da bu berata layık olamadığı için, sözcüğün tam anlamıyla kuduruyordu. Karısı mükemmel davrandıkça, o büsbütün kuduruyordu. Sonunda haksızlığı kendisi için dayanılmaz bir hal aldı. O zaman ne yaptı dersiniz? Onu aldatmaktan vaz mı geçti? Hayır. Öldürdü onu.
Satranç hayat gibidir David, demişti babası. Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü. Bazıları oyunun başında işe yarar, bazılarysa sonunda. Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. Aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. On parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu. Satrancın güzelliği budur işte. İşler her an tersine dönebilir. Kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek ve karşındakinin ne yapacağını kestirebilmek.
"Hatta yok gibi bir şeymis ikinci adam; belki de gerçekte yokmuş da, orada, tespih cekenin yaninda, İnsana benzeyen bir boşluk varmış.Nuri, berberin bakisilari altinda o bosluga oturmuş işte, sessizce beklemeye baslamis..Bu arada, doldurdugu boslugun (artik kim bicmiise) tam da bedenine uydugunu düsünüyormuş."
Hasan Ali Toptaş