"Allah aşkına verimliliğinize bir göz atın! İyileştirme yapabilecek olanaklarınız var. Elindekileri daha etkin kullanmadan bana gelip insan isterim diye ağlama."
"Şu bahçeye bak. Değişmiyor. Şu kestane ağacı, ıhlamurlar dört yıl önce nasılsa öyle. Ben ise her şeyin gürül gürül, çatır çatır değişmesini, her şeyin dönmesini istiyorum. Hayır, istediğim tam bunlar da değil. İstediğim, bunlar benim olsun. Bunlara izimi vurayım, bunları altüst edeyim..."
Refik şikâyet ediyormuş gibi "İşte evlendim ben, görüyorsun karım çok güzel, birbirimizi çok seviyoruz, yazıhaneye gidiyorum, mühendislik yerine babamın yanında tüccarlık yapıyorum, aldığım kitapları okuyamıyorum. Evlendim, dört yılda yaptığım tek şey budur! Ama şikâyetçi değilim!" dedi.
Evliliklerinin ikinci yılında Avrupa'yı gezmişler, Berlin'de bir süre kalmışlardı, ama bir daha da gitmemişlerdi. Bütün ticari hayatı dışarısıyla alışveriş olmasına rağmen, Cevdet Bey oralara gitmeyi boş bir masraf olarak değerlendiriyordu. Para harcanacaksa şirkete ya da Heybeliada'daki ev gibi kalıcı şeylere harcanmalı diye düşünürdü. Şimdi ilk defa bu inancının sarsıldığını sanmıştı, ama bu düşüncenin de fazla üzerinde durmadı. Çünkü böyle anı kırıntıları ve yeni düşünceler, içinde artık boş ve gereksiz bir yorgunluktan başka bir şey uyandırmıyordu.