Ne gamın, ne tasanın yanına hiç uğramadığı bir taş gibiydi. Yalnızca o günlerde, arapsaçına dönmüş yüreğinin sonuna dek bocalamaya mahkûm olduğunu biliyordu.
O sıralarda Albay Gerineldo Márquez, savaşın anlamsızlığını, sıkıcılığını duymaya başlamıştı. Gençliğinin en güzel yıllarına mal olan şan ve şerefi, Amaranta uğruna feda etmeye hazır olarak, yıllar yılı baskı altında tuttuğu sevgisini sel gibi coşturarak, bütün gücüyle Amaranta'yı kandırmaya çalıştı. Beceremedi. Bir ağustos günü, Amaranta, sabırlı sevgilisine, "Artık birbirimizi unutalım. Böyle şeyler bizden geçti," diyerek son ve kesin yanıtını verdikten sonra, kendi inatçılığının dayanılmaz ağırlığı altında ezilerek, ölene dek sürecek yalnızlığına ağlamak için odasına kapandı.
Avare avare dolaşıyor, bilardo oynuyor, gelip geçici kadınlarla yalnızlığını geçiştiriyor, Úrsula'nın saklayıp da unuttuğu paraları yağma ediyordu. Sonunda eve yalnızca üstünü değiştirmek için uğrar oldu. Úrsula, "Hepsi birbirinin eşi," diye yakınıyordu. "Başlangıçta terbiyelerine, efendiliklerine diyecek yok. Söz dinliyor, ne denirse yapıyor ve karıncayı bile incitemez gibi görünüyorlar. Ama sakalları çıkar çıkmaz ahlakları bozuluyor," diye söyleniyordu.