Uykusuzluk böyledir işte. Her şey çok uzaklardadır, bir kopyanın kopyası gibi. Dünyayla arana öyle bir mesafe sokar ki, ne sen bir şeye dokunabilirsin ne de bir şey sana.
"Öldü, biliyorum! Bilmediğimi mi sanıyorsun? Ama, onu yine de sevebilirim, değil mi? Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın, Tanrı aşkına; özellikle de, hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli bir insansa?"
Doktorum dedi ki, gerçek acının ne olduğunu görmek istiyorsam, bir salı akşamı Birinci Komünyon'a uğramalıymışım. Beyin parazitlileri görmeliymişim. Kemik erimesi hastalarını görmeliymişim. Organik beyinsel bozuklukları olanları, hayata asılan kanserlileri görmeliymişim.
Üç haftadır uyumuyorum. Üç haftayı uykusuz geçirirseniz, her şey beden dışı bir gezintiye dönüşür. Doktorum dedi ki: "Uykusuzluk sadece bir semptomdur, daha önemli bir şeyin işaretidir. Gerçek sorunu araştır. Bedenini dinle."
Vay canına, herif nasıl da moralimi bozdu! Kötü bir herif olduğunu söylemek istemiyorum; değildi. Ama, birinin moralini bozmak için ille de kötü bir herif olmak gerekmez ki; iyi bir herif olup, yine de moral bozucu olabilirsin. Tek yapacağın şey, birilerine bir sürü sahtekârca öğüt vermek; bunu yap, yeter.