Okuduğum en sürükleyici kitaplardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kitap ilk sayfalarından itibaren sizi içerisine alıyor ve olayların düğümleri çözülürken siz de kendinizi bu kurgu dünyasının içerisindeki bir karakter gibi hissediyorsunuz. Kitabın akıcılığını bir kenara bırakacak olursam, kitabın içerisinde birçok komple teorisi ve dinle alakalı bilgiler bulunmakta. Bunların gerçekliği hakkında ise ciddi şüpheler var. Bu bilgileri alıp gerçekmişçesine arkadaşlarınıza hava atmayın derim:) Sonuçta kitabın yazarı olan Dan Brown veba hastalığından İstanbul'da 700.000 kişinin hayatını kaybettiğini belirten bir kişidir. O dönem İstanbul'un nüfusunun 450.000 olduğunu belirtmekte fayda var. Romanda verilen komplo teoriler gerçektir veya değildir bu bilinmez ama bir gerçek var ki kurgu sağlam ve bütün anlatılanların şaşmaz doğrular olduğunu varsayıyorsunuz. Leonardo Da Vinci, Magdalalı Meryem, Hz.İsa gibi önemli şahsiyetler hakkında çok ilgi çekici ayrıntılar yer almakta. Ayrıca Sion Tarikatı da kitapın merkezinde yer almakta, fakat tarikatın aslında var olmadığını bilmenizde fayda var. Kitapta çokça ters köşe var. Tahmin edilmesi oldukça zor şeyler yaşanıyor ve hangi karakterin kime hizmet ettiğini, kimin iyi, kimin kötü olduğunu size sorgulattırıyor. Bazı yerlerde ters köşe olduğumu söyleyebilirim. Yazımı daha fazla uzatıp sizleri sıkmak istemem. Son olarak söyleyeceklerim, kitabın mutlaka rafınızda bulunması gerektiğidir.
Kayalıklar Bakiresi teklifi Da Vinci'ye Lekesiz Doğum Kardeşler Birliği diye bilinen bir kuruluştan gelmişti. Milano'daki San Francesco kiliselerindeki sunakta bulunan üçlemenin ortası için bir tabloya ihtiyaç duyuyorlardı. Rahibeler, Leonardo'ya tablonun tam ebatlarını ve istedikleri temayı belirtmişlerdi... bir mağaraya sığınan Bakire Meryem, Vaftizci Bebek Yahya, Azrail ve Bebek İsa. Da Vinci onların istediği gibi çalıştığı halde, işi teslim ettiğinde grup dehşete düşmüştü. Tabloyu tartışmalı ve rahatsız edici ayrıntılarla doldurmuştu.
Tabloda, kolunu bebek İsa olduğu tahmin edilen bir çocuğa dolamış mavi sabahlık içindeki Bakire Meryem görünüyordu. Meryem'in karşısında, yine bir çocukla, ki onun da Vaftizci Yahya olduğu tahmin ediliyordu, Azrail oturuyordu. Bununla birlikte, alışıldık Yahya'yı vaftiz eden İsa betimlemesinin yerine bu kez bebek Yahya, İsa'yı vaftiz ediyordu... ve İsa yetkisini ona veriyordu! Bundan daha da sıkıntı verici olan, Meryem'in bir elini bebek Yahya'nın başının üstünde tutması ve tehditkâr bir tavır içinde olmasıydı -elleri, görünmeyen bir başı kavrayan kartal pençesi gibiydi. Son olarak, en belirgin ve en korkutucu görüntü: Meryem'in kıvrılmış parmaklarının tam altında Azrail'in yaptığı kesme işaretiydi -sanki Meryem'in pençemsi elinin tuttuğu görünmeyen başı boynundan kesip ayırıyor gibiydi.
Muri – insanlara veya makinelere aşırı yüklenme.
Muri bir bakıma yelpazede muda'nın tam karşı ucundadır. Muda düşük performansla çalışmayı temsil ederken, Muri bir makineyi ya da kişiyi doğal sınırlarının ötesinde zorlar. İnsanlara aşırı yük bindirmek iş güvenliği ve kalite sorunları üretir. Makinelere aşırı yük bindirmek ise arızalara ve imalat kusurlarına yol açar. Başka bir deyişle muri, muda'ya yol açabilir. Daha da kötüsü, insanlara aşırı yüklenmek sağlık ve iş güvenliği problemleri doğurabilir.