Senin için saray hayatının nefret edilecek, tahammül edilmez bir hayat olduğunu ve gerekenden bir saniye bile daha fazla orada kalmak istemediğini de kabul ediyor musun?
Bu sözleri sıkıntılı bir sessizlik izledi. Sonunda Ebu Tahir kesin, kararlı bir sesle sözü bağladı:
– Ben sana gerçek bir dosttan duyabileceğin şeyleri söyledim. Bir daha, sen açmadığın sürece, bu konuyu ağzıma bile almayacağım.
Ama Nâsır böyle bir hükümdar değildi. Emirlerin en iyisi sayılamazdı belki, ama en kötüsü de değildi kesinlikle; alışmışlardı ona ve aşırılıklarını sınırlaması için de Yüce Yaratan’a yalvarıyorlardı.
Şenlikler yapan Semerkant’ta ağlamaya cesaret eden bir kadın vardı: Zaferi kazanan Han’ın eşi olduğu kadar, belki ondan da çok hançerlenen Sultan’ın kızıydı. Gerçi kocası taziyelerini sunmuştu ona, haremdeki kadınların hepsine yas tutmalarını buyurmuş, fazla sevinç gösterisinde bulunan bir hadımağa’yı eşinin önünde kırbaçlatmıştı. Ama divanına geri döndüğünde etrafındakilere, “Allah, Semerkantlıların dualarına kulak verdi” demekten de geri kalmamıştı.