Ruža

Ruža
Psikolog, okur, fotoğraf çeker, dans eder
Okuma Alışkanlığı
"Çocuklarımızın, gençlerimizin çoğu, sık dizilmiş bir kitap sayfasını okurken usanıveriyorlar," diyoruz, onları suçluyoruz, Çocuklarımızın bir bölümü gerçekten çok okuyor, okumayanlar da hiç okumuyorlar, ama böyle giderse, on yıl içinde Türkiye'de bir bölümü seçkin aydın, bir bölümü kara cahil bir kuşak yetişecek, hem de aynı sınıftan gelme, aynı okullarda okuyan çocuklardan.
Sayfa 76·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Okuma Alışkanlığı
Okumanın bir alışkanlık olduğunu, zamanında edinilmezse sonra hiç edinilemeyeceğini görmezlikten geliyoruz. Çünkü okumaya alışmış kişi, boş zamanı beklemez, okumaya zaman ayırmanın bir yolunu araştırır.
Sayfa 75·Kitabı okudu
Edebiyat
Okuma Alışkanlığı
- Boş zamanlarınızı nasıl değerlendirirsiniz? Radyo ya da TV programlarındaki yarışmacılardan, ünlü ses yıldızlarına, oyunculara, sporculara kadar, herkes aynı karşılığı yapıştırıyor hemen, hiç duraksamadan: - Boş zamanlarımda kitap okurum, mūzik dinlerim.. Soru ve yanıt öylesine kanıksanmış ki öz akıp gitmiş, yalnız bir kabuk kalmış ortalıkta. Söylenilenin doğru olup olmadığını ne soran merak ediyor, ne yanıtlayan, ne de konuşmayı dinleyen bizler. Sanki bir incelik kuralı yerine getiriliyor, beklenilen yanıt veriliyor, o kadar. Nitekim biraz sonra, boş zamanlarını okuyarak değerlendirdiğini ileri süren kimsenin, yaşamı süresince eline okunmaya değer tek kitap almadığını gösteren kanıtlar seriliyor ortaya
Sayfa 75·Kitabı okudu
Edebiyat
Aşkın Yıpranma Payı
Toplumumuzda cinselligin aşktan ayrı tutulmasının, bu tartışmalara ortam hazırlamada büyük payı var sanırım. Yazılan, çizilen, bestelenen bütün sanat ürünlerinde "aşk", yüzyıllardır ulaşılmaz, elde edilmez bir Tanrıça biçiminde sunulmuş. Tasavvuf felsefesi, insan aşkıyla Tanrı aşkını kaynaştırma yoluyla büsbütun karmaşık hale sokmuş durumu. Kanlı canlı olmayan, el degdirilmeyen, hatta kavuşulduğunda yadsınan bir sevgili yaratılmış. Cinsellik aşk'ın karşısına bir ayıp olarak dikilmiş Kişinin yaşamı boyunca ancak bir kere sevebilecegi, o sevgiliye sonuna kadar tutsak kalacağı görüşü de oldukça yaygın. Halk türkalerimizde, "Yar üstüne yar seveni kurşunlamalı," gibi ilginç önerilere rastlıyoruz. Kısaca toplumumuz aşka "peki" derken, cinsellige "hayır" demekte. Erkeklerimize, küçük yaştan, bütün kadınlara "ana" ya da "bacı" gözüyle bakmaları aşılanıyor, kadınlarımıza da erkeğe güvenmemeleri, erkekten korkmalarn. İlk gençlikte kaçamak sevişmelerle geçiştirilen cinsel yaratıcılık, evlilige taşınılamadan körelliyor böylelikle. Oysa her duygu gibi aşk da ancak beslendikçe gelişip zenginleşebilir ve cinsellikten, yani sevme, sevişme, gibi öz kaynaklarından yoksun kalan bir aşk, daha baştan bir açmazla karşılaşmış demektir.
Sayfa 73·Kitabı okudu
Edebiyat
Aşkın Yıpranma Payı
Ama duygularımızın ilk yaşanıldığı, ilk tadıldığı gündeki kadar koyu, çarpıcı, yoğun kalmalarını, öyle sürmelerini bekliyoruz. Oldukları gibi, hiç değişmeden, hiç yıpranmadan. Oysa duygular, eşyalara oranla dış etkilere çok daha açık, çok daha çabuk zedelenir bir nitelik taşıyorlar. Eşyayı ancak seller, depremler, yatırımları ancak büyük çalkantılar etkilerken duygular en ufak bir ayrıntıdan nem kapabiliyor. İğneleyici bir söz, konuk gittiğiniz bir evin kapısının her zamankinden biraz daha geç açılması, yargılayıcı bir bakış bile ilişkilerin sahiciliğine gölge düşürebiliyor.
Sayfa 72 - Yapı Kredi·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam