Zamanın bu kadar hızlı geçiyor oluşu korkutuyor beni.
Her gün aramızdaki görünmez duvar ve uçurum biraz daha büyüyor yada küçülüyor bilemiyorum.
İnsan kendini hep burada kalacak zannederya ne zaman gideceğini bilmiyorya o zaman uçurum çok büyüyor. Içtiğim suda bile sana dair bir şeyler bulurken ben, geçen zamanın hatıralarını, sesini hafızamdan silinmesinden korkuyorum.
Gülüşünü neşeni 2019'un Ağustos'unda, bedenini Ekimi'nde bıraktık toğrağa.
Şimdi adeta ayaklarımı sürüyerek uzaklaşıyorum o yıldan, zaman dursun istiyorum,senden uzaklaşmak istememek bu...
Her geçen gün biraz daha çürütüyor bedenini zaman.
Ellerin geliyor aklıma,
o ellerki: çocukluktan sonra pek az tuttuğum,
bayramlar, babalar günü dışında öpmeyi akıl etmediğim eller.
Birde hasta yatağında ölümüne günler kala çaresizliğine bakıp çaresizce tuttuğum eller.
Ellerimi durup durup sıkışın an gibi aklımda...
Ya yüzün, sen öpmek istedikçe "sakalın bıyığın batıyor of baba" deyip nazlandığım huysuzlandığım kaçtığım yüzüne ne demeli?
O yüz ki, son gün hani seni dünya gözüyle son kez gördüğüm, benim güven veren, asla yıkılmaz bildiğim dağımı herhangi birşeymiş gibi bir çekmeceden çıkarıp önüme koydukları ve titrek ellerimle son kez dokunduğum yüzün...
O günde sakalların battı avucuma ve ben ilk kez mızmızlanmadım baba... 😢
Sahi neredeydim ben baba?
onca sağlıklı gününde ayında yılında senden esirgediğim ellerim yüzüm aklım neredeydi?
Şu hayatta kimleri sevdim, kimleri hoş gördüm, kimlere katlandım, kimleri alttan aldımda, bir senmiydin dünyada karşısında ciddi durulacak adam?
Ah baba hiçmi mutlu günümüz olmadı sanki, neden hep vicdan azaplarım geliyor aklıma?
Geceleri bazı anlar sanki yeniden duyuyorum öldüğünü, hayrete düşüyor, dehşete kapılıyorum.
işte o zaman çok şaşırıyorum kendime, Seni yer altına koymuşken