Yeşil Peri Gecesi bende ilk kez bir kitap hakkında “inceleme” yazısı yazma isteği uyandırdı. Ayfer Tunç’un üç kitaptan oluşan serisinin (Kronolojik olarak Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi ve Osman) ilk kitabını aylar önce okumuş ve çok beğenmiştim. Tadı damağımda kalmıştı hatta. Kapak Kızı’ndaki karakterlerin düşünceleri, çıkarımları bana “Gerçekten öyle.”, “Böyle düşünen sadece ben değilmişim, bu bizim ailemize has bir durum değilmiş.”dedirtti. Yeşil Peri Gecesi, Kapak Kızı’na göre, bünyesinde daha çok drama barındıran tabiri caiz ise daha olaylı bir kitaptı ama bu kitabın ilk kitaba göre karakter inşaasında, anlatımda ve genel anlamı ile edebi açıdan ilk kitaptan daha yüzeysel olduğu anlamına gelmiyor. Kitap hepimizin bizzat ya da yakınen bildiği gördüğü klasik denilebilecek bir ailenin bir kaza sonucu nasıl parçalandığını ve o sırada beş yaşındaki Şebnem’in bu acılarla büyümesini, yaşadığı trajik olayların Şebnem’in iç dünyasına nasıl yansıdığını anlatıyor diyebiliriz bir anlamda. Kitabı okurken, Şebnem’in ailesinin başına o vahim kaza gelmeseydi hatta hayatının herhangi bir döneminde yalnız ve çaresiz olmadığını hissetmeseydi, Şebnem’in hayatının ne kadar farklı olacağını düşündüm her satırda. Yer yer kurgusal bir karakter olan Şebnem’e sarılmak, “Korkma, buradayım.” demek, onun yanında olmak, onu savunmak hatta Şebnem’in kolları olup ona sarılmak, ağzı olup onun için konuşmak istedim. Özellikle de Şebnem’in iç sesinin babasına karşı hislerini bas bas bağırdığı satırlarda gözlerim doldu. Kitaptaki karakterlerin neredeyse hepsinin geçmişini ve hikayesini de anlatmış yazar ki bu hikayeyi daha sahici yapıp derinlik kazandırmış. Yazar bir yandan Şebnemi ve diğer karakterleri çok yalın, yer yer vurucu bir dille, tanıdığımız, gördüğümüz insanlarmış hissi uyandırarak
Ne yapalım ki bakışlarımız yıkık bir duvar parçasına değmeye görsün, kokular da bizi sırtına alır, çağlar öncesine çeker götürür. İçinde yaşanırken zaman, o düz tarih çizgisini izlemiyor.