Harry Potter serisine nihayet başladım.
Çocukken filmleri parça parça izlemiş, hikâyeyi hep yarım yamalak biliyordum. Bu kez acelem yok; sayfaların arasına girip gerçekten tanımak istedim Harry’yi.
Felsefe Taşı, sadece büyülü bir dünyanın kapısını aralamıyor;
ait olma duygusunu, seçilmiş olmanın ağırlığını, dostluğun iyileştirici gücünü de usulca anlatıyor. Harry’nin Hogwarts’a ilk adımı, insanın kendine “Ben nereye aitim?” diye sorduğu o tanıdık eşiği hatırlatıyor.
Bu seriyi okumaya başlarken bir niyetim daha vardı:
Kızım büyüyor. Ona sadece kitaplar değil, anılar da bırakmak istiyorum.
Bir gün Harry Potter’ı eline aldığında, bu dünyaya annesinin de bir zamanlar hayranlıkla baktığını bilsin istedim. Aynı sayfalarda buluşabilelim, karakterleri konuşabilelim, büyünün gerçek hayattaki karşılığını birlikte keşfedelim diye…
Felsefe Taşı bitti;
büyü başladı.
Hem benim için hem de gelecekte kızımla paylaşacağım küçük ama kıymetli bir yolculuk için.