Hiç bitmesin istedim . Gözyaşlarıma engel olamadım.Keşke, köy enstitülerinin kapanışına giden süreçte (1940–1980) siyasetin eğitime verdiği zararı romantize etmeden, vicdanı elden bırakmadan anlatıyor. Fikret ve Nedret öğretmenler idealize edilmemiş; bedel ödeyen, yorulan, savrulan insanlar. Romanın gücü de burada.
Bir öğretmen için bu kitap aynı zamanda aynaya bakmak demek. Köy enstitülerini bildiğimizi sanırken ne kadar yüzeyde kaldığımızı acı biçimde gösteriyor. Umudu sloganlarla değil, yaşanmışlıkla hatırlatıyor.
Bir Anadolu Öğretmen Lisesi mezunu olarak okurken özellikle sarsıldım; idealizm ve ülkeye karşı duyulan sorumluluk hissi boğaz düğümlüyor.
Bu bir tarih dersi değil, vicdan muhasebesi. Öğretmenler başta olmak üzere eğitimle ilgisi olan herkes için unutulmayacak bir roman.
Malma İstasyonu, bir tren istasyonu etrafında kesişen hayatlar üzerinden aile, geçmiş ve kopuk ilişkileri anlatıyor. Yıllar sonra bir araya gelen bir baba ve kızım, konuşamadıkları duygularla yüzleşmesini merkeze alıyor.
Beni en çok etkileyen şey, kitabın sessizliği oldu. Büyük olaylar yok ama her satırda bastırılmış duygular, pişmanlıklar ve yalnızlık var.
Karakterler sana yakın geliyor çünkü “iyi” ya da “kötü” değiller; eksikler, kaçışlar ve suskunluklardan ibaretler. En rahatsız edici tarafı da bu zaten: Okurken bazı boşluklarda kendini yakalıyorsun.
Bitince hemen geçmeyen, insanın içinde kalan bir kitap.