Tarık Tufan'dan okuduğum ikinci kitap ve ne yazık ki beklentilerimi çokta iyi karşılamadı. Çok fazla betimleme vardı ve bu iki sayfadan bir tekrarlanıyor. Daha başlarda sıkılmaya başladım, zira konusu, kitabı bırakmamam için bir teşvik oldu diyebilirim. Sade bir anlatım, günlük aile dramını anlatan bir hikâyesi vardı. Ve en çok beğendiğim detay ise; Yazarın kendini de baş karakter, yani üçüncü şahıs olarak nitelendirmesi, lakin tek fark yalnız isminin çekilmesiydi.
Hikayenin ana teması fikrimce buydu; Yalnız bir adamın iç duygularında yaşadığı buhran ve bunun çözümlerini arama yollarını anlatıyor yazar. Sürekli soru soruyor karakter, ve cevabı da kendisi veriyor. Ama duygudan yoksun, ama depresif bir hâl içerisindedir kendisi. Bu kitabı Zülfü Livaneli'nin Kardeşimin Hikayesi kitabının konusuna, ve ya kalem tarzına çok benzettim nedense.
”Onun bakışları için şarkı söylenmesi gerekiyordu. Parmak uçlarına şiirler kondurmak gerekiyordu. onun için kimseler yokken ağlamak gerekiyordu.” s.31
İnsanın iç dünyasını anlatan, bir parça kendini gördüğün bir kitaptır, kısa zaman diliminde okunup bitirilebilir.