sᴇʜɪ̇ʟᴀ

sᴇʜɪ̇ʟᴀ
Dünya koca bir yalan iken, gerçeği arar durur insan. Ölüm en güzel nasihat iken, hiç ölmeyecek sanır insan. •Hz. Mevlana
ᴍᴇʀsɪ̇ɴ ᴜ̈ɴɪ̇ᴠᴇʀsɪ̇ᴛᴇsɪ̇
4 Mayıs 2007
43 okur puanı
Şubat 2025 tarihinde katıldı
Rabbim bizleri affeylesin...
​" بَايِعُونِي عَلَى : أَنْ لَا تُشْرِكُوا بِاللَّهِ شَيْئًا، وَلَا تَسْرِقُوا، وَلَا تَزْنُوا، وَلَا تَقْتُلُوا أَوْلَادَكُمْ، ​"Şu hususlar üzerine bana biat edin (söz verin): Allah’a hiçbir şeyi ortak (şirk) koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek," ​وَلَا تَأْتُوا بِبُهْتَانٍ تَفْتَرُونَهُ بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَأَرْجُلِكُمْ، وَلَا تَعْصُوا فِي مَعْرُوفٍ، ​"Elleriniz ve ayaklarınız arasında bir bühtan uydurup iftira atmamak (başkasına ait çocuğu kocanıza nispet etmemek / yalan uydurmamak) ve iyi (hayırlı) işlerde bana karşı gelmemek." ​فَمَنْ وَفَى مِنْكُمْ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ، ​"İçinizden kim (bu sözünde) durur, vefa gösterirse, onun mükafatı (ecri) Allah’a aittir." ​وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا فَعُوقِبَ فِي الدُّنْيَا فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُ، ​"Kim de bu sayılanlardan birini yapar da ondan dolayı dünyada cezalandırılırsa (had cezası uygulanırsa), bu ceza onun için bir kefaret (günahlarına bağışlanma) olur." ​وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا ثُمَّ سَتَرَهُ اللَّهُ فَهُوَ إِلَى اللَّهِ ؛ إِنْ شَاءَ عَفَا عَنْهُ، وَإِنْ شَاءَ عَاقَبَهُ " . ​"Kim de bunlardan birini yapar ve Allah onun bu günahını örterse (dünyada açığa çıkarmazsa), artık onun durumu Allah’a kalmıştır; dilerse onu affeder, dilerse cezalandırır." ​فَبَايَعْنَاهُ عَلَى ذَلِكَ . ​"(Ravi Ubâde diyor ki): Bunun üzerine biz de bu şartlar tahtında O'na biat ettik."
Buhârî, Kitâbü'l-Îmân,18
Reklam
Sınav haftasındayım görürseniz dua eder misiniz lütfen 🥹
Bakara Sûresi’nde Zâlike (ذَٰلِكَ) Vurgusu
Mekânsal Yakınlık, Makamsal Yücelik Kur'an-ı Kerim’in edebî mucizesi ve belagat sanatı üzerine yapılan tahlillerde, dil felsefesi açısından sarsıcı bir incelik göze çarpar. Bakara Sûresi’nin hemen başında yer alan "Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh" (ذَٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ ۛ فِيهِ) "İşte o kitap; onda asla şüphe yoktur" ayeti, bu inceliğin en somut tezahürüdür. ​Müfessirlerin ve dil bilimcilerin asırlardır üzerinde durduğu temel soru şudur: İnsanın elinde tuttuğu, önünde açık duran ve tilavet ettiği bir kelam için yakını işaret eden (هٰذَا - Bu) zamiri yerine, neden ısrarla uzağı işaret eden (ذَٰلِكَ - O) zamiri tercih edilmiştir? ​Arap dili ve edebiyatında bu tercih, bir "azamet, ta'zim ve ululama" (yüceltme) makamının gereğidir. Buradaki "uzaklık" mekânsal bir mesafeyi değil; makamsal, mertebesel ve niteliksel bir erişilmezliği simgeler. ​Kur'an-ı Kerim, elinizde tuttuğunuz fiziksel bir mushaf olarak şimdiki zamana ve mekâna ait görünse de, kaynağı ve hakikati itibarıyla insan idrakinin çok ötesinde, Levh-i Mahfuz’un yüceliğinde konumlanır. Ayette "Hezel Kitâb" (هٰذَا الْكِتَابُ - Bu kitap) yerine "Zelikel Kitâb" (ذَٰلِكَ الكتاب - O kitap) denilerek, vahyin insan kelamıyla kıyaslanamayacak o aşkın tabiatı ilan edilir. Okur, metne sıradan bir nesne gibi yaklaşamayacağını, onun karşısında saygı dolu bir mesafe bırakması gerektiğini daha ilk kelimeyle idrak eder. Kelamın gücü, insan zihninin bütünüyle kuşatamayacağı o yüce zirveden, yani "oradan" gelmesinde saklıdır.
Filistin'i gündeminden çıkarma
Bir çocuk neşesi lazım; Enkazlar arasında çiçekler açtıracak 🎡 #Gazze#Filistin
Filistin'i gündeminden çıkarma