" بَايِعُونِي عَلَى : أَنْ لَا تُشْرِكُوا بِاللَّهِ شَيْئًا، وَلَا تَسْرِقُوا، وَلَا تَزْنُوا، وَلَا تَقْتُلُوا أَوْلَادَكُمْ،
"Şu hususlar üzerine bana biat edin (söz verin): Allah’a hiçbir şeyi ortak (şirk) koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek,"
وَلَا تَأْتُوا بِبُهْتَانٍ تَفْتَرُونَهُ بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَأَرْجُلِكُمْ، وَلَا تَعْصُوا فِي مَعْرُوفٍ،
"Elleriniz ve ayaklarınız arasında bir bühtan uydurup iftira atmamak (başkasına ait çocuğu kocanıza nispet etmemek / yalan uydurmamak) ve iyi (hayırlı) işlerde bana karşı gelmemek."
فَمَنْ وَفَى مِنْكُمْ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ،
"İçinizden kim (bu sözünde) durur, vefa gösterirse, onun mükafatı (ecri) Allah’a aittir."
وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا فَعُوقِبَ فِي الدُّنْيَا فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُ،
"Kim de bu sayılanlardan birini yapar da ondan dolayı dünyada cezalandırılırsa (had cezası uygulanırsa), bu ceza onun için bir kefaret (günahlarına bağışlanma) olur."
وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا ثُمَّ سَتَرَهُ اللَّهُ فَهُوَ إِلَى اللَّهِ ؛ إِنْ شَاءَ عَفَا عَنْهُ، وَإِنْ شَاءَ عَاقَبَهُ " .
"Kim de bunlardan birini yapar ve Allah onun bu günahını örterse (dünyada açığa çıkarmazsa), artık onun durumu Allah’a kalmıştır; dilerse onu affeder, dilerse cezalandırır."
فَبَايَعْنَاهُ عَلَى ذَلِكَ .
"(Ravi Ubâde diyor ki): Bunun üzerine biz de bu şartlar tahtında O'na biat ettik."