Herkesin kesin başına geldiği gibi insan, hiçbir şey elde edemediğini düşündüğü hüzünlü anlar yaşardı; bu anlarda hiçbir yere varamadığını, yalnızca başlangıçtan itibaren iyi biteceği belli olan davaların mutlu sonuca ulaştığını ve bunun için dış yardıma gerek bile olmadığını geride kalan tüm davaların ise yapılan her şeye tüm çabalara ve belli bir zevk veren tüm küçük başarılara karşın başarısızlığa uğradığını düşünürdü. Bu durumda artık hiçbir şeye güvenemeyeceğini hisseder ve bazı sorulara cevap vermek zorunda kalsa, yolunda giden davaların sırf dışarıdan müdahale edildiği için rayından çıktığını inkar edemezdi. Bu da bir tür özgüvendi ama geriye kalan tek şey buydu.
Çok şaşırmış olsam da, otuz yıldır hayattayım ve kendi yolumu tek başıma çizmek zorunda kaldığımdan, beklenmedik şeylere bağışıklık kazanmış sayılırım ve bu tür şeyleri özellikle bugün olanları artık felaket olarak algılamıyorum.