İslâm'ın iş yapması isteniyorsa, hükmü de onun vermesi şarttır. İslâm, insanları mescid ve tekkelerde inziva hayatı yaşatmak ve vicdanlarda hapsedilmek için gelmemiştir. Tam aksine hayata hükmederek onda istediği şekilde tasarruf etmek için gelmiştir. Toplumu, istediği hayat tarzına göre uygun bir yaşantı biçimine sokmak için gelmiştir. Peki bu vaaz ve nasihatla mı gerçekleşir? Hayır! Bu, İslâm'ın düzenleyici ve yönetici olmasıyla gerçekleşir. Çünkü İslâm, hayata kendi prensipleriyle istikamet vermek ister. İslâm, düşünce ve prensiplerini fiilî olarak hayata geçirmek, emir ve yasaklarını, et ve kandan meydana gelmiş bir toplum olarak görmek ister. Öyle bir toplum ki hâkim olduğunda tavırları, hayat tarzı, toplumsal münasebetleri, idare şekli ile İslâm'ın düşünce, kanun ve nizamını temsil eder.