Son zamanlardaki okumalarını genellikle uzay, evren ve kainat gibi konuları içinde barındıran bilimkurgu türündeki kitaplar üzerinde gerçekleştiren bir okur olarak, yeraltı edebiyatı okumak, itiraf etmeliyim ki, beni biraz sarstı. Adeta kilometrelerce yüksekten yere doğru hızla çakıldım. Hele kitabın başındaki, “Asilerin, kaybedenlerin, hayalperestlerin, küfürbazların, günahkarların, beyaz zencilerin, aşağı tırmananların, yola çıkmaktan çekinmeyenlerin, uçurumdan atlayanların dili, sesi,” olarak tanımlanmış bir yeraltı edebiyatından söz ediyorsak, bu çakılışım gayet normal diye düşünüyorum.
Yeraltı edebiyatı ile ilgili daha önce pek kitap okumadım. Sevdiğim Hakan Günday kitaplarını dışarıda tutarsam, daha önce bu türde bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Açıkçası kendime de uzak bulduğum bir tür. Fakat çok fazla seveninin olduğunu da biliyorum. Chuck Palahniuk da bu türün ileri gelen yazarlarından biri olarak kabul ediliyor ve bana göre sonuna kadar da bunu hak ediyor.(Tek bir kitabını okumuş olmama rağmen bu cümleyi kurabiliyorum.)
Gerçekten Palahniuk’un yazdıklarını okurken cesaretine ve “dogmatanımaz”lığına hayretle şahit oldum. “Dogmatanımaz” tamamen benim uydurduğum bir kelime; ama nedense kitabı okurken aklımda beliriveren bir kelime oldu. Arkasındayım da. Zira kitapta anlatılan birçok şey, yazarın dogmalara ve kabul edilmiş genel doğrulara karşı birer taşlaması niteliğinde. 300 küsür sayfalık bir kitabın içerisinde yazar, birçok konuyu eleştirip birçok konuyu yerle bir ediyor.
Kitabın ana kahramanı ise Tender Branson isimli bir aykırı. Diğer önemli karakter ise, Fertility Hollis isimli bir kadın. Bütün olay bu karakterler etrafında gelişiyor; ama mühim olan bu kitapta karakterler değil. Zira bana göre kitabın ana kahramanı bizzat yazarın kendisi, daha