Kitap olağanüstü bir biçimde günümüze sesleniyor ve kuşkusuz Deleuze'un etkisi anlatımda kendini belli ediyor ( Beyin Ekran kavramının da isim babasıdır). Ulus Baker'in o kadar yerinde tespitleri var ki; anlam ile imge, görme ve düşünme, sinematografi ve mefhum ilişkisini bu kadarı iyi kavrayan başka birisini tanımıyorum. Kitaptan şöyle uzun bir kesitle bitirmek istiyorum.
pek çok nedenle, bugün henüz "daraltılmış" bir dünyada yaşamakta olduğumuzu düşünmeye eğilimliyim. ve bu daraltma , gerçek anlamıyla teknolojiler tarafından gerçekleştirilmiş bulunuyor -televizyon ile genel salaklaşma halinin, bilgisayar ile bir tür otizmin, iletişim kolaylıklarıyla ise bir tür çılgınlığın özdeş hale geldikleri bir dünyanın ortaya çıktığı besbelli. ama sorun, bütün bunlarla ne yapılacağıdır. "reklamcılığın felsefesi"nden bahsedenler var; japon modeli bir uluslararası bir korporatist şirketin bir "ruha" sahip olduğuna inanmamızı isteyenler var (özellikle orada çalışanlara marş falan söyletilirken); sorun bir sanatçının bir gazetede "sayfa düzenleyicisi" olarak ya da bir şirkette reklamcı olarak çalışmak zorunda kalışı değildir burada. daha çok "reklamcılığın" kendini sanatın son ve nihai biçimi olarak olumlamak isteyişi, benetton'un "görüntü şefi" ve "sanat yönetmeni" gibi tuhaf ünvanlara sahip adamı oliveiro toscani gibilerinin yalnızca bir "sanat destekleyicisi", bir "sponsor" olarak değil, "konseptin sahipleri" gibi ortaya çıkmalarıdır. bu tür durumlarla karşılaşıldığında "kıllanma" yeteneğimizin de dumura uğratılmış olduğu söylenebilir. artık eskiden olduğu gibi "sınırlarla", "disiplinlerle", "zor" ya da "baskı" ile yönetilmemeye başladığımızda ferah bir özgürlüğün kapılarının açılacağını sanmak, çağdaş evrensel bönlüğün ta kendisidir. bütün bunlarla baş edebilecek ve