Kaküllerinin rüzgarlı ülkesinde bir küçücük yer yürek büyüklüğünde;gözlerinin kahverengi suyundan bir yudum iyilik ;gövdemi bir suç, bir fazlalık, gereksiz bir eşya olmaktan çıkaracak bir büyülü dokunuş, parmaklarının inceliğinden..
Kimsenin başkasının gözünün içine bakmadığı, herkesin çoğalmak için aynasını yanında taşıdığı yankısız bir zamanda, insanları sulara bakmaya çağıran meczup, bir beşinci mevsim simyacısıydım, yanlışını sevip yenilgisini kutsayan..
Gidin bir sabah çayırların türküsünü dinleyin. Tarla kuşlarının şakımasını bilmeseniz, aşkınızı hangi kanatlı sözlerle gökyüzüne yazabilirsiniz?Su içerken de suyu düşündünüz mü hiç;yıldızlar gecenize ne katar;güneşle beraber neler uyanır bir kentin varoşlarında? Şarkıları bin yıldır ölümü ve ayrılığı söyleyen bir ülkede siz gerçekten özgür müsünüz?
Suyu sevmeyen insanın, rüzgarı anlamayan, gökyüzünde bir bulutu olmayan insanın gideceği uzaklık, olsa olsa kendine sızan çaresizliktir...
Evlere neden pencereler açıldığını düşündünüz mü hiç?Dünya yokmuş gibi yaşamaktan büyük yoksulluk olur mu? Güvenlik duygusu, Kasım ayında bir top nergisle çalabileceğiniz bir kapınız olmasıdır.;hesabını şaşırdığınız para, çelik kapılar, ömrünüzü değersiz bir nesneye dönüştüren eşyalarınız değil.