Mutsuzluk tüm bedenimizi sardığında büyük bir merak duygusu başlar. Bu merak özellikle çevremizde mutluluğu yeteri kadar hak etmediğini düşündüğümüz insanların hayatlarını araştırma ve onların hayatlarına dahil olma çabası şeklinde kendini gösterir. Onların yaşamını izler, onların yaşamını kıskanırız. Bazılarımız, mutlu olduğumuzda kabuğumuza çekilip sessizleşiriz, bazılarımız ise ne kadar mutlu olduğunu gösterme çabasına girişir. Bazı insanlar ise diğer insanlara yaşadığı dramı ya da acıları yansıtmak istemezler. Mutsuzluk hayatta kendisini derin bir sancı olarak gösterir. Bir boşluk hali ve derin bir arayış... İçimizdeki boşluğu doldurmaya, acımızı dindirmeye ve bastırmaya çalışırız. Kimi zaman bu bastırma işlemi, olduğunu sandığımız kişi ya da olmasını istediğimiz kişi ile ilgilidir. Hayatımızda olmasını istediğimiz ve eksik bulduğumuz kişilerin yerine hep başkalarını koyma isteği olarak değerlendirilir ama kimse kimsenin yerine geçemez ve biz aslında oraya uymayacak kişileri bir yapbozun eksik parçası yerine ona uymayacak bir parçayı zorla yerleştirmeye çalışır gibi görünürüz. Karşı tarafta da bu düşünce, sizin ona verdiğiniz değerden dolayı vazgeçilmezlik duygusu uyandırır. Bunu yapmaya çalıştığınızı anlayan kişi, sizin bu duygunuzu olabildiğince kullanacaktır. Kendinizi belki kimsenin istemediği, kabullenmediği, kıyıda köşede kalmış biri olarak anlamlandırabilirsiniz. Bu; değersiz, önemsiz hissetmenize sebep olabilir. Var olmamızın aslında büyük bir sebebi var. Bu kavram zamanla ilgilidir. Kişinin kendi benliğine çıkan yolculukta algılayabileceği, farkına varacağı ve kendiliğinden bilerek hissedeceği bir olgudur. Kimin hayatına nerede dokunacağımızı asla bilemeyiz ve kime ne kadar faydalı olacağımızı. Aydınlanmış insan, var olma sebebini her zaman düşünür. Bu
İlişkilerinin ikinci yılında ilk yılın heyecanı romantizmi yoktu. Tadı uçmaya, kokusunun rengi pembeden siyaha dönüşmeye başlamıştı. Tartışmaların küskünlüğü uzadıkça uzuyor, kopmaya çalışma halini her seferinde taraflardan özleyen kişi sona erdiriyordu. Ayrılma konusunda sözleşme imzalamasalar da aralarından biri bir şekilde bu sessiz anlaşmanın maddelerini ihlal ediyordu. İlişki ilerledikçe alışkanlıkla birlikte hata yalan ve saygısızlıklar da artıyordu. Gidemedikleri şeyin aslında kendi emekleri ve zamanları olduğunun da farkındaydılar. Buna rağmen karşısındaki kişinin sabrını son raddesine kadar zorladılar. Böylece bardak doldu ve defalarca taştı. Taşan suyu temizlediklerinde hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalıştılar. Görünürdeki pisliği halının altına süpürdüklerinde bir şey görünmediği için yok saydılar ya da sandılar. Zamanla hem yıpranıp hem de birbirlerini yıprattılar.
Kadınım
Toprağım
Ruhumda kanatlarım
Gökyüzüne bakarım
İçimde hayat taşırım
Can veririm kanımla
Beslerim canımla
Kadınım
Hayalleri içinde
Rüzgarın sesinde
Toprağım
Bereket ellerimde
Öldüm yine ellerinle...
Ayakkabıyı ona kanserden vefat eden karısı hediye etmişti. Onun sevgisine ait bir şeyi yitirmek hem suçlu hissettirmiş hem de karısıyla kurduğu bağlardan birini koparmıştı.