İnsan evvela ne istediğine karar vermeliydi. Hayat nasılsa geçiyordu.Onu kahrederek mi tüketecekti,yoksa zevk ederek mi?Çünkü mutsuz olmaya karar vereni, başına değil talih,ebabil kuşu bile konsa yolundan çeviremezdi.Hayata kahretmeyi tarikat edinmiş olan,her türlü güzellikte bir çirkinlik,her türlü sevinçte bir mahzunluk bulmayı,sadece ve sadece onu solumayı becerirdi.
Ama yok tersine karar verdiyse,bu defa da başına ne gelirse gelsin,altından kalkmayı bilirdi.Bu yüzden geleceğe baktığımda ne umuyorsam onu görecektim. Ne göreceğimi,yani geleceğimi,bir bakıma kendim seçecektim.
Vedalaşmadan ayrıldıkların listesine bir kişi daha eklediğimi düşünüp kederlendim. Çünkü vedalaşılmadığında,ayrılık eksik kalıyor.Ayrılmaktan çok,koparılmaya benziyor.Yırtılmaya.Sancılı ve huzursuz bir şeye.Galiba insan sadece eşiyle dostuyla değil,indiği otobüsün şoförüyle bile vedalaşmalı.Huzurlu ayrılıkların yolu,ılık vedalardan geçiyor.
Zira bazen kalp; minik, çalışkan bir fabrika gibi heves,heyecan ve aşk üretir,biriktirir. Depo dolup taştığında,nakil için başka bir kalp bulmak lüzumu baş gösterir. Kimi kez hiç düşünmeden,mümkün olan,hatta mümkünse mümkün olmayan ilk kalbe aktarır insan biriktirdiğini. Yani belki de aşk,birine karşı duyulan hisler toplamından ziyade kendi başına yetişen,sahibini arayan öksüz duyguların neticesidir.