-Dünyayı tanımıyorum.
Anne başını çevirdi. Alçak sesle, kendine konuşur gibi:
-Ben de dedi. Onu bilip anlayan var mı diye düşünüyorum. Hepimiz, ne denli yaşlanırsak yaşlanalım, çocuk kalıyoruz. Hiçbir şey anlamıyoruz.
Devrim beni hiç çekmedi. Aşkı da hiç tatmadım. Yeryüzünün en akıllı ve en yaşlı beyinleri bize Devrimi ve aşkı en budalaca ve en iğrenç işleri olarak tanıttılar. Savaştan önce ve hatta savaş sırasında bundan emindik. Oysa bozgundan sonra, yaşlı ve akıllı beyinlere artık inanmıyoruz ve yaşam hakkında söylediklerinin tam tersi, gerçeğin ta kendisidir diye inanıyoruz. Devrim ve Aşk, aslında yeryüzünün en iyi ve en hoş nimetidir ve değerli oldukları için, yaşlı ve akıllı beyinlerin, yalanın keskin üzümlerini üzerimizde çiğnediklerini düşünüyoruz. Ben tüm varlığımla şuna inanmak istiyorum: İnsan Aşk ve Devrim için yaratılmıştır.
Böylece her gün, sabah akşam; acınacak halde, bir şey bekliyorum. Bu çok acımasız bir şey. Ben doğduğum, yaşadığım için mutlu olmak, bir dünyanın ve insanların var olduklarını düşünmek istiyorum.