"Zaten ,başkalarıyla temas etmek zorunda olduğumu düşünmek bile midemi bulandırıyor. Bir dostum alt tarafı beni akşam yemeğine davet etmeyegörsün ; tarifi güç bunalımlara giriyorum derhal. Ne türden olursa olsun, toplumsal zorunlulukları yerine getirmeyi -cenazeye gitmek, biriyle işyerindeki bir sorunu konuşmak, tanıdık ya da tanımadık birini garda beklemek- düşününce, yalnızca düşünce aklım allak bullak oluyor."
"Yalnızlığım beni kendine göre biçimlendirdi , kendine benzetti. Bir başkasının varlığı düşünmemi hemen engelliyor .Kendimle baş başayken sayısız kişilik özelliği hayal edebiliyor, şimdiye kadar kimsenin kurmadığı cümleleri hemen , şıp diye söyleyebiliyorum, etrafta kimse olmadığı halde akıl yoluyla sosyalleşmenin parıltılı sonuçları bunlar ; ne var ki, birinin fiziksel olarak yanıma gelmesiyle bunların uçup gitmesi bir oluyor ; aptallaşıyorum ,ağzımdan tek sözcük çıkmıyor ve aradan bir saat geçmeden uykudan ölecek hale geliyorum. Evet, insanlarla konuşmak uykumu getiriyor. Benim için, yalnızca düşler dünyasında yaşayan düş dostlarım ,yalnızca düşlerdeki sohbetlerim sahiden gerçek ve belirgin ve aynadaki suret gibi birer ruhları da var."
"Yalnızlık umudumu kırıyor ; yanımda birilerinin olması üzerime ağırlık yapıyor. Başkalarının varlığı düşüncelerimi dağıtıyor ; o mevcudiyeti ,bütün analitik dikkatimi kullansam da tanımlamakta âciz kaldığım, apayrı bir dalgınlıkla tahayyül ediyorum."
"Anlamak için, kendimi yok ettim. Anlamak,sevmeyi unutmaktır. Leonardo da Vinci, insan bir şeye ancak anladıktan sonra nefret ya da sevgi duyabilir, demiş. Bundan daha yanlış, aynı zamanda daha manalı bir söz bilmiyorum. "