Doğruluk üzerine bilgimizin — nesneler hakkındaki bilgilerden farklı olarak — bir karşıtı vardır, bu da yanlışlık’ tır. Nesneler bahis konusu olduğu zaman, onlar ya tanırız, ya da tanımayız; ama tanımakla biliş sınırları içinde kalmak şartıyla, nesnelerin yanlış bilgisi diye niteleyebileceğimiz bir bilinç durumu yoktur. Bizce tanınan her şey de böyle olmak zorundadır; biz bu tanıyarak bildiklerimizden belki yanlış sonuçlar çıkarabiliriz, ama onların kendileri bizi aldatamazlar. Şu halde tanıyarak bilişte hakikat ve yanlış karşıtlığı yoktur. Ama hakikatlerin bilgisinde bu karşıtlık ortaya çıkar. Biz, doğru bir şeye olduğu kadar, yanlış bir şeye de inanabiliriz. Biliriz ki üzerinde çeşitli insanların çeşitli kanıtlara sahip oldukları pek çok konular vardır: Şu halde, bu kanılardan bazılarının yanlış olması gerektir. Çoğu zaman yanlışlara, hakikatlere olduğu kadar kuvvetle inanılır ve işte bunun için onları hakikatlerden ayırabilmek sorusu ortaya çıkar. Belirli bir durumda, kanımızın yanlış olmadığını nasıl anlayabiliriz? Bu, son derece zor bir problemdir ve buna tamamiyle tatmin edici bir cevap bulmak her halde mümkün olmayacaktır.
Sayfa 164 - Remzi Kitabevi