Büyüyünce, eski korkaklar olan bizler etrafa korku salmaya başlıyoruz. Av avcıya dönüşüyor, ağızda çiğnenen yiyecekse onu çiğneyen ağza. Dün bizi çok korkutan canavarların hepsi bugün bizim tutsağımız: hayvanat bahçelerimizdeki kafeslerde yaşıyorlar, bayraklarımızı ve marşlarımızı süslüyorlar.
O zamandan beri kötü bir şeyi beklemenin, o kötülüğün kendisine maruz kalmaktan daha acı bir şey olduğunu düşünüyorum; hele bir de insanın bu korkulan bekleyişi üzerinden silkip atmasına imkan yoksa.
Hayatımız boyunca köşe bucak kaçtığımız, başımıza geldiğinde bizi korkutan kötülükler, aslında kurtuluşumuzun kapılarını aralayan şeyin ta kendisi de olabiliyorlar; içine düştüğümüz üzüntülerden de ancak bunun aracılığı ile kurtulabiliyoruz.