Israrla görmeye çalışıyoruz,
Perdelerin ardında gizlenen o koyu mühürleri.
Oysa bir tohumun kalbindedir çiçekler,
Ve bir avuç külün tortusunda, uykulu güneşler.
Bir kaya parçası, bir miktar tuzlu nehir...
Bakmaya kıyılamayan o harika manzarada
Akar durur sinsice, yıllanmış bir zehir.
Her sabah,
Yıkarken yüzümüzü o soğuk sularda,
Beynimizin kanı sızar gözlerimize.
Ve her gün, başka bir yabancıyla bakıyoruz en tanıdık yerlere;
Şu terk edilmiş, kimsesiz araziye.
Bir gün solar korkusuyla,
Su serpiştiririm kaskatı toprağın göğsüne.
Bir gün umudu keser, çözerim paslı telleri;
Ve adımlarım sessizce geri götürür beni eve.
Biriktiriyorum şimdi unuttuğum tüm hisleri,
Dünyaya doymuş, kuru gözleri...
Yoğurup fırtınayla, sükûnetle, bir arada,
Gömüyorum ruhun en uzak tabakasına.
Ve sonra... Yeniden, en baştan...
Görmeyi deneriz toprağın gizlediklerini.
Yeniden yeğleriz, o ıssız çöllerde
Seraplarla yetinmeyi.
~Şuruk