Sabahattin Ali, okuduğum her kitabında beni bir kaç dakika hayatımı sorgulamaya sürüklüyor.
İçimde bir boşluk, bir hiçlik bırakıyor.
Büyük ihtimalle bir kaç aya unutacak olsam da bir süre aklımda yer edecek türden bir roman.
Başlarda biraz sıkıcı gelse de daha sonrasında beni içine çeken bir nefeste bitirmek istediğim bir konusu vardı.
Kitabın baş kahramanı Ömer mi, Macide mi, Bedri mi pek anlayamasam da her birinin yaşadıkları bize kattığı o iç dünyaları okumaya değer.
Ömer’in başına gelen tüm şeyleri içindeki şeytana bağlıyor oluşu sadece tembellik ve kendisinden kaçış olarak gördüğünü sonunda anlıyor.
Kitabı okuyup bitirdikten sonra bir kaç dakika kendini sorgulatıyor. Kitaptan çıkıp gerçek dünyama dönmek istemedim. O kadar ki, akıcı ve konusu çok güzel bir roman.
Her karaktere ayrı ayrı üzüldüğüm, kızdığım ve kitabı yaşadığım bir içerikti.
Maria Puder, bizim Kürk Mantolu Madonnamız bir gün yolları Raif bey ile karşılaşır ve aşka yalnızlığa dair tüm hislerinde ve fikirlerinde haklı çıkar. ..
Asıl iyilik tanımadıklarımıza yaptığımız iyiliktir; halbuki biz bütün hüsnüniyetimizi dostlarımıza saklayıp bunların dışında kalanları bir çırpıda ve kısa bir hükümle fena addediyoruz.