Gel gör ki, ezici diye nitelenebilecek olan bu aydınlığın birkaç metre ötesinde, karanlık vardı işte. Demek ki, kendini böylesine derin bir karanlığın ortasında bulmak için bir ip merdiven alıp toprağın içine biraz inmek yeterliydi.
Derin bir soluk alıp kuyunun dibine oturdum, sırtımı duvara dayadım. Sonra gözlerimi kapadım ve iyice yerleştim. Oldu işte, diye düşündüm. Tamam, artık kuyunun dibindeyim.
Işık, yaşam sahnesini sadece bir an, belki birkaç saniye aydınlatıyor. Bu saniyeler geçince, o andaki bildiriyi yakalayamadıysan eğer, ikinci bir olanak verilmiyor sana. Yaşamının geri kalanını pişmanlık içinde ve umutsuz, derin bir yalnızlıkta geçirmek zorunda kalıyorsun. Böyle bir alacakaranlık dünyasında, artık gelecekten hiçbir şey beklenemez. Böyle bir insanın elinde tuttuğu, olması gerekenin eskimiş bir kalıntısından başka bir şey değildir.