Çünkü bana öyle geliyordu ki, ne kadar çabalarsam çabalayayım, gene de ne hissettiğimi tam olarak açıklayamayacağım. Ve açıklayamayacak olduğum sürece, bir şey söylememek daha iyiydi.
Başkalarıyla ilişkilerimin duygusal açıdan beni uzun zaman tedirgin etmesine asla izin vermem, kendimi kaptırmam. Tabii ki öfkelendiğim, sinirlendiğim olur. Ama hiç uzun sürmez. Varlığımı başkalarının varlığından açık seçik ayırabilme yeteneğine sahibimdir, onlar bambaşka alanlara aitlermiş gibi. (Buna bir "yetenek' demeyi yeğliyorum, çünkü övünmek istemiyorum ama hiç de kolay değildir aslında.) Bir şey beni tedirgin ettiği veya kızdırdığı zaman, bu nesneyi, beni birey olarak artık hiç ilgilendirmeyen bir alana aktarmanın yolunu bulurum. Ve kendime, "İyi, tamam, sinirlendim, öfkelendim, ama nedeni ortadan kalktı artık" derim, onun için bunu daha sonra sağlam kafayla düşünür ve ne yapabileceğimi anlarım. Bu da bana, geçici olarak duygularımı frenleme olanağı sağlar.
Gerçi kimi zaman, durumu sakin kafayla yeniden ele alıp sorunu çözmeye kalkışınca duygusal açıdan gene tedirgin olabilirim, ama doğruyu söylemek gerekirse, bu epeyce seyrek olur, hatta istisna sayılır. Olayların çoğu, zamanla zehrini yitirir ve zararsız olur. Er geç, beni sinirlendiren şeyi unutur giderim.
Yaşamımın bir döneminde, bu duygularımı yönetme sistemim sayesinde pek çok sıkıntıyı geçiştirdim ve iç dünyamı belirli bir huzur içinde korumayı başardım. Ve böylesine geçerli bir sistemi sürdürebildiğim için de gurur duymadığımı söyleyemem.