Garipti, haklarında çok az şey bildiği halde onları iyi tanıyordu. Ama belki kendini kandırıyordu. Gerçekte kimseyi tanımıyordu belki. Kendini bile. Özellikle kendini. İnsanın en büyük bilmecesi daima kendi, diye düşündü. Kıyıda hareketsizce duran, oysa gerçekte suyun sürükleyip getirdiği kuru bir daldan ibaret balıkçıl kadar gizemli. Tamamen hareketsiz. Kuru ve siyah.
René, hayatının sonraki dönemlerinde bu anı defalarca hatırladı, ancak o gün onu en çok şaşırtan şeyin ne olduğunu hiçbir zaman bulamadı: Mila’nın omzundaki küçük ve sıcak eli mi yoksa yüzüne bağırarak gülmediği gerçeği mi şaşırtmıştı onu böyle?