Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
… o güne değin hiç duymadığım, içimde şimdi, hemen, oracıkta dünyaya gelivermişim gibi bir his uyandırıp, geçmişi ve önümüzde duran o sisli puslu bilinmezliği bir anda siliveren bir mızıka sesiyle birlikte, eşsiz güzellikte bir melodi doldurdu arabanın içini. Bu yolculuk hiç bitmesin istiyordum, yüzümü battaniyeye iyice gömdüm ve ne garip: Mutluydum.
Çocukluğumun, gençliğimin en güzel seneleri olan ve sanki bana ait bir hayatın parçası değilmiş gibi geçip giden o Ankara yıllarını saymazsam, aslında bütün ömrümü geçirdiğim semtin orta yerinde duruyordum. Ben bu evlerle, bu sokaklarla, bu insanlarla güneşli, sisli, puslu, yağmurlu, karlı elli küsür yıl geçirmiştim ve şimdi elimdeki mektupla kime gideceğimi bilmiyordum… Neden herkesten bu kadar uzak düşmüştüm ben? Neden herkes çekip gitmişti hayatımdan? Hani neredeydi mahalle, komşular, dayanışma? Gidebileceğim kim vardı?
Olabilirdi bütün bunlar, olabilirdi, mümkündü. Aşk en olmayacak yerlerde bulurdu insanı. En kapalı kapıların altından bile ışığın süzüleceği bir açıklık bulunurdu, en bulutlu günlerde bile ufak tefek ama cesur bir bulut, ötekilerin büyüklüğünden hiç korkmadan, boyuna posuna bakmadan kenara çekiliverip bir tutam güneş ışığına yol verebilirdi ve kimbilir hangi pencereye, hangi eve, hangi denize, hangi hayata düşerdi o bir tutam güneş ışığı.