Bazen, asla bilince ulaşamayacak kadar kısa, ne matematiğin ne de fiziğin kudretinin açıklamaya yetmeyeceği, ancak zihnin müstakil hayatının kendi zaman birimleriyle ölçülebilecek ve en az gecenin kılavuzluğu kadar isabetli bakışlar, sesler, sözler geçer zihnimizden.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Nisan” diyor ya T.S. Elliot, “nisan, ayların en zalimi!” Benim için ise aralıktır ayların en zalimi. Hayatımın en eşsiz, en inatçı mutsuzluklarını yaşadığım hiçbir dönüşü olmayan yollara çıktığım aydır aralık benim. Yılın en uzun gecesinin, gecelerin kraliçesinin sahibidir o! Sabaha hangi düşlerle, hangi kâbuslarla, hangi umutlarla, hangi hayal kırıklıklarıyla uyanır insan o en uzun geceden? İnsanın dünyayı akşam bıraktığı gibi bulabilmesi mümkün müdür o en uzun gecenin sabahında? Yani demek istiyorum ki: Bugün 1 Aralık, ben Süreyya, kaç kış geçti o sonbaharın üzerinden? Sahi kaç kış geçti o sonbaharın üzerinden?
Sahi nasıl olmuştu da o ilanı bu şekilde yazmak, gündüz aklıma gelmemişti? Gün ışığından olsa gerek, güneşin aydınlattığı aklıbaşında, ayakları yere basan, “gerçekçi” düşüncelerden olsa gerek, gecelerin çaresizliği, çaresizliğin ise cesareti artırmasından olsa gerek.
Kardeşlik pili bitmiş bir saat gibiydi. Pilini taktığın anda kaldığı yerden başlayıveriyordu çalışmaya. Bin yıl da görmesen, anında kapatıyordun aradaki açığı.