S.

S.

, bir kitabı okumaya başladı
Christopher G. Fairburn
7.6/10 · 306 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kendini sevmekle ötekini sevmeyi, bağımsızlık arzusu ile etkileşim özlemini, çiftin istikrarı ile toplumun evrimini uzlaştırmak gerekiyor. Günümüzde çift, tek bir birlik halinde kaynaşmaktan ziyade iki birimin toplamıdır.
Doğum kontrol yöntemleri ve tıptaki ilerlemelerle birlikte kadın artık bedenin kölesi olmaktan çıkmıştır. Feminist hareket zaten bilimsel evrime paralel doğmuştur.
Eşitsizliğin toprağında tahakküm kolayca yeşerir. Önceki kuşaklar bu ilişki tarzıyla birlikte yaşadılar. Kadınların oy kullanma “hakkı” şunun şurasında birkaç on yıldır var!(Fransa’da 1944’te.) Birçok ülkede, kültürde erkek hâlâ geniş ölçüde tahakküm kurmaktadır. Sonuçta, “zayıf cins” ve “güçlü cins” gibi yaygın kullanılan deyimlerin kusursuzca açıkladığı gibi bu en güçlünün yasasıdır...
Seviliyor olmak, aynı zamanda ötekinin “değer vermesi”, ondan onay ve kabul görmektir; fakat aşk gelişebilmek için bu kabulün eksiksiz olmasına mı ihtiyaç duyar? Durum bu olduğunda, bu yeniden bir bağımlılık biçimi almaz mı (“ben” “sen”in bakışma bağımlıdır)? Tersine, eğer ötekinin bakışı fazla “gevşek”se, yeterince sıkı, onaylayıcı, çok yakınımızda değilse, aşk eksikliği çekmez miyiz, kendimizi neredeyse inkâr edilmiş saymaz mıyız? Memnuniyet ile ketlenme arasındaki, özgürlük ile ötekini arzulama arasındaki gerilimlerin kaynağının aşkın kendisi olduğunu saptamaya bizi yönelten de budur.