S.

Kıskançlık, ister belirsiz olsun ister tanımlanmış, ister temelsiz olsun ister haklı, kadın için çıldırtıcı bir işkencedir, çünkü aşkın kökten biçimde tartışmaya açılmasıdır. İhanet kesinse, ya aşkı bir din haline getirmekten vazgeçmek gerekir ya da o aşktan vazgeçmek. Bu öylesine kökten bir alcüst oluştur ki bir kuşku duyan bir yanılan aşık kadının ölümcül hakikati keşf etme arzusunu ve korkusunu takıntı haline getirmesi anlaşılabilir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Erkek daha biraz önce kendisinin de yabancı bir erkeği uzun uzun seyrettiğini hatırlatacak olursa, kendinden son derece emin bir şekilde, "Aynı şey değil" diye cevap verir. Haklıdır da. Bir kadın kendisine baktığında erkek bundan hiçbir şey elde etmez. Armağan, ancak kadın teni bir av haline geldiğinde başlar. Oysa kendisine göz dikilen kadın, derhal arzulanabilir ve arzulanan bir nesneye dönüşür ve hor görülen aşık kadın "sıradan kil haline geri döner". Böylece sürekli olarak pusuda bekler kadın. Acaba ne yapıyor? Neye bakıyor? Kiminle konuşuyor? Bir gülümsemenin ona verdiği şeyi yine bir gülümseme ondan geri alabilir; kadını "ölümsüzlüğün sedefli aydınlığından" gündelik alacakaranlığa düşürmek için sadece bir an yeter. Her şeyini aşktan almıştır, onu kaybetmekle her şeyi birden kaybedebilir.
Orada olmayarak ihanette bulunmak ile aldatmak arasında büyük bir mesafe yoktur. Kadın yeterince sevilmediğini hissettiği an kıskanır. Talepleri göz önüne alındığında, az çok her zaman durumu budur. Gerekçeleri ne olursa olsun, serzenişleri ve yakınmaları kendilerini kıskançlık gösterileriyle dışavurur.Bekleyişin sabırsızlığını ve can sıkıntısını, buruk bağımlılık duygusunu, sakatlanmış bir varoluştan fazlasına sahip olamayışının üzüntüsünü böyle dile getirecektir. Tüm varlığını erkekte yabancılaştırmış olduğu için, erkeğin başka bir kadına yönelttiği her bakışta onun tüm yazgısı söz konusudur. Bu yüzden, sevgilisi gözlerini bir an bile yabancı bir kadına çevirdiğinde sinirlenir.
Kadın kendine "Beni gerçekten seviyor mu?" diye sormaya pek nadiren razı olur, ama "Başka bir kadını sevmiyor mu?" sorusunu yüzlerce kez sorar. Ne sevgilisinin ateşinin yavaş yavaş sönebileceğini ne de onun aşka kendinden daha az değer verdiğini kabul eder. Derhal birtakım rakipler icat eder. Aşkı hem özgür bir duygu hem de bir büyülenme olarak görmektedir ve "kendi" erkeğinin kendisini özgürce sevmeye devam ettiğini ama becerikli bir düzenbaz kadın tarafından "baştan çıkartılmıf, "tuzağa düşürülmüş" olduğunu farz eder.
Her buluşmada sevgilisini şaşırarak karşılayan bir kadın tanımıştım. "Bir daha hiç gelmeyeceksin sandım" derdi sevgilisine. Ve adam nedenini sorduğunda: "Bir daha gelmeyebilirdin, seni beklerken hep seni bir daha hiç göremeyeceğim izlenimine kapılıyorum." Hepsinden önemlisi, artık onu sevmeyebilir sevgilisi, başka bir kadını sevebilir. Çünkü kadının, "Beni çılgın gibi seviyor, benden başka kimseyi sevemez" diyerek kendini şiddetle aldatmaya çalışması, kıskançlığın yol açtığı işkenceleri dışarıda bırakmaz.