Yeni doğmuş bebek, ilah baba için mucizedir,
onun kendi karnında olgunlaşmasına maruz kalan anne içinse büyüdür. Erkeğin deneyimi kavranabilirdir, ama içinde boşluklar vardır; kadının deneyimiyse, kendi sınırları içinde, karanlık ama tamdır. Karanlık oluşu bu deneyimi
ağırlaştırır.
Proje yaparken o kadar dakik olan mühendis, evinde bir ilah kesilir. Yemeğin hazırlanması, gömleklerinin kolalanması, çocuklarının seslerini kesmesi için tek bir söz söylemesi yeter. Dünyaya çocuk getirmek, Musa'nın değneğinin darbesi kadar hızlı bir edimdir; erkek bu mucizelere şaşırmaz.
Kadın, erkeklerin üstünlüğünü kabaca tanıdığı, onların otoritesini kabul ettiği, ilahlarına taptığı halde, genel bir anlamda onların hükümranlığına adım adım itiraz eder. Çoğu kez kafasına kakılan o ünlü "zıtlaşma eğilimi" de buradan kaynaklanır ; özerk bir alana sahip olmadığı için, erkeklerin olumladığı değerlerin karşısına hakikatler, olumlu değerler çıkaramaz, yalnızca onları inkar edebilir.
Erkekleri "ağaç etmekte" ne kadar kararlı olursa olsun, onların yollarını beklemekle, umut
etmekle, erkeğin keyfine boyun eğmekle geçirdiği o sonsuz saatleri hiçbir zaman telafi edemeyecektir.
Yatakta, kadın erkeğin arzusunu bekler, -kimi zaman kaygı içinde- kendi hazzını bekler. Yapabileceği tek şey, sevgilisinin belirlediği buluşmaya geç gelmek, kocasının tasarladığı saatte hazır olmamaktır. Bu şekilde kendi uğraşlarının önemini olumlar, bağımsızlığını
talep eder. Bir an için yeniden özsel özne haline gelir, başkası onun istencine edilgence katlanmaktadır. Ne var ki bunlar mahçup intikamlardır