Tarihi dönemleri yansıtan kitapları okumak, o dönemi yaşamak beni çok etkiliyor. Ama beni en çok etkileyen, o tarihi vahşetleri içime işleyen, okurken aynı şekilde yaşayıp canımı acıtan betimlemeler.. Ben Dört Rüzgar'ı okurken dün toz fırtınası içinde nefessiz kaldım, bugün ise bir grevde tüm canımla hakkımı savundum. Hem anne oldum, hem evlat, hem aşık, hem savaşçı... Çiftçi oldum buğday ektim, işçi oldum aileme ekmek getirdim. Savaşçı oldum insanlığın sesi oldum.. 1930 yıllarında yaşayan, buhran dönemiyle savaşan bir kadın oldum.
Kristin Hannah'ın akıcı ve betimleyici dili beni yazdığı dünyada mahsur bırakıyor, kitabı bitirmedikçe o dünyadan kurtulamıyorum. Kendisinden okuduğum ikinci kitaptı, ilki ise Bülbül... (Bülbül'ü okuyalı o kadar zaman geçti ama hala ilk günkü gibi etkisindeyim.)
İki kitap da beni derinden etkileyen, çokça sarsan ve fazlasıyla büyülenmeme sebep olan yüce eserlerdi. Kristin Hannah'ın yazısına aşık oldum. Kendisi hep yazsın ve romanlarını sürekli bizlere sunsun. Kendisinin bağımlısı oldum.
Yalnız bir puan kırmk zorundayım çünkü kitabın sonları beklentimin altında oldu. Her ne kadar güzel yazılmış olsa da böyle bir yazardan daha farklı, daha şaşırtıcı bir son beklerdim. Yine de kitap çok güzeldi. Kendisinin aşk kitaplarını okumayı düşünmüyorum, ama eğer yine böyle tarihi dönem kitabı yazarsa ilk ben satın alacağım.