Tekrar tekrar geçtiğim o sokak, dönüp dolaştığım o liman...
Bazı kitaplar vardır ki sizi birden bire kendine bağlar. Bir anlam kuramazsınız belki ama bir satıra takılır aklınız, bir kelime de bulursunuz bir parçanızı veya kaybettiğinizi farkına varamadığınız. İşte Serçeler Ağladığında benim için böyle bir kitap oldu. Her okuduğum cümle bir tuğla oldu, bu tuğlalar bir bütün olup evi oluşturdu. Bir bakmışım evim dediğim kavram bir kitapta buldu karşılığını. Nasıl oldu anlamadım ama bir anda oldu. Ansızın bir gün okumaya başladım, sonucunda ruhumda bir hırkayla uyandım. Soğuk bir kış akşamında ilmek ilmek dokunmuş bir hırka ama çok daha farklı bir anlamda. Bu kitap benim için hiçbir zaman basit bir lise kurgusundan ibaret olmadı.Klişeler elbette vardı ama bazı klişelere geri dönmek konfordur bence.Çünkü o tanıdık his sarmalar sizi damağınızdaki kabak tadı yerine. Beyza Aksoy'un her kitabında olduğu gibi cümleleri içime işledi fakat bu kitapta işlenen cümleler bir ev oldu, tam Siyam'ın yanına bir ev daha. Bu iki kitap benim için oldukça farklı yere sahip anlayacağınız üzere.
Talya, işte o karakter... Belki Talya'nın yaşadıklarının hiçbirini yaşamadım ama hiçbir karakteri de bu kadar anlamadım. Kendime en çok benzettiğim karakter kesinlikle Talya'dır. Talya'yı okumak biraz da günlüğümü okumak gibiydi.Çünkü düşüncelerinde ve duygularında kendimi gördüm resmen. Talya'nın belki bencil yönleri vardı, belki biraz da kindardı fakat insan olmak da biraz böyle değil midir? Kim bu hayatta saf iyi, kim saf kötüdür? Belki de gri bir karakter olması gerçeklikle bağlaştırmamın en büyük sebebidir. Ayrıca gri karakterler her zaman daha çok ilgimi çekmiştir. Ne cennet ne cehennem gerçeklik araf.
Bu kitabı önerir miyim diye sorarsanız eğer bu soruyu cevaplamama bile gerek yok gibi.