İyi ya, belki de yalnız değilim
— değilim de —
durmuşum bir yalnızlıkta
Durmuşum, bunu anlıyorum,
duyurmak istiyorum üstelik İstiyorum
— duyurmak —
düşmeden bir kayıtsızlığa.
Yani ben böyle istiyorum, bırakın böyle olsun
Diyorum
— pek uzaktan —
sevgilim,
boş geçirmeyelim mi geceyi
Ben o senin omuzlarını düşündüm,
bundandır,
şimdi gözlerim beyaz
Benim gözlerim beyaz
— hem nasıl —
bilmiyorum, ya seninkisi...
Ama ben seslenirim
— Nereden Nereden? —
Baktıkça üreyen,
saydıkça çoğalan,
vardıkça yetişilmeyen
Seslenirim kendimden:
öyle soy, öyle güzel, öyle çekici
Vardır ya, sirenler gibi işte:
“Size ben öğreteceğim dünyanın gizlerini!”
Öyle ya, sen varsın ya,
sen olunca bir o kadar dayanıklı
Bu ölümsüz kalmaları
Yani bir sonsuza varmayı boyuna
— biz ikimiz seninle
Ama sen kimsin işte?
bunu hiç sormamalı
Bunu hiç sormamalı;
bitmesin, sürsün diye
Böylece, azıcık vakit olmalı.
Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.
Hiçbir şey!
İşte çok beyaz yataklarda
çok beyaz öğlen uykuları
Bir suçun olmazlığı,
bir elin çalmazlığı kapınızda
Bir deniz — ta dibinden —
süresiz duyduğunuz
Kutsal ama din değil, bir tutku kafanızda