Bir insanın doğruyu söyleyebilmesi bir tür ışık olmalı ki cezadan korkmadan doğruyu söylesin. Bir fener olmalı John. O fenerin altına geçmeli ve ‘bildiğimi biliyorum ve bildiğim Tanrı’nın bildiğidir’ diyebilmeli. Sonra fenerin altından çıkmalı. Kimse onu ayıplamamalı. Lafını söyleyip işine geri dönmeli.
Tanrı’nın emirlerinden birinin doğru söylemek olmasının güzel bir nedeni vardı; çünkü yalan içeri girmeye çalışan her şeyi dışarıda tutacak kadar yüksek bir duvar gerektiriyordu.
“Bazı bilge kişiler, biz Helenlerin Hava’nın meskeni dediği yere doğru ellerini kaldırdılar ve Zeus’un her şeyi düşündüğünü söylediler. Her şeyi bilen oydu, veren ve alan oydu. Her şeyin kralıydı o.” Bu pasajın, insan aklında tanrı düşüncesinin ilk kez doğduğu, o eski ve karanlık çağlardaki unutulmaz anlardan bahsettiği kesindir. Demokritos, dinî fikirlerin, kalabalıklar arasında muğlak bir hissin birden alevlenmesinden ziyade, ağırbaşlı tavırlarla kalabalıkların önüne çıkan ve ellerini gökyüzüne açarak bu sözleri söyleyen bir avuç cesur ruhlu adamın attıkları adımdan doğduğunu düşünürken, yaşadığı açık fikirli çağla tamamen uyumludur. Demokritos’un korku teorisini apaçık bir şekilde doğruluyor gibi görünen bu sözler, tanrılara duyulan derin saygının tohumlarının da bu korkuda gizli olduğunu göstermektedir.