#Spoiler İçerir#
“İnsanın tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur. İşte tam da o dönemde, Drogo, insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendine ait oluyor, hiç kimse o acıyı biraz olsun dindiremiyordu.”
“Hatta az öncekinden daha da uyanıktı çünkü sessizliğin derinliği çok çarpıcı geliyordu.”
“Belki bir saat, belki bir hafta, belki de bir ay meselesiydi; ama ölüm söz konusu olduğunda haftalar ve aylar bile pek küçük birimlerdi.”
Kitap, Teğmen Giovanni Drogo’nun Tatar Çölü’ndeki Bastiani Kalesi’ne göreve gitmesinden bahsediyor. Drogo kaleye varır varmaz bu kadar sakin ve ıssız bir yerde kalamayacağını şehir hayatının kendisine daha uygun olduğunu söylüyor ancak işler hiç de dediği gibi olmuyor. Gün geçtikçe kaleye daha da alışan Drogo kalede uzun bir bekleyişe başlıyor. Odamdan kaleye açılan bir kapı olsaydı Drogo ıssız çölü izlerken yanına gider biraz sessizliğin tadını çıkarırdım, eve dönerken onu uyarır kaleden ayrılmasını söyleyen kişileri dinlemesini öğütlerdim. Ha bir de kulağına sessizce kimseye güvenmemesi gerektiğini özellikle arkadaşı olduğunu söyleyen insanlara dikkat etmesi gerektiğini fısıldardım.
Kitapların kapak resimlerini inceleyip arka kapağı okumadan kitaba başlamazdım ancak bu kitapta sadece kapak resmine bakıp okumaya başladım, bana hiçbir şeyin kopya vermesini istemiyordum. Ancak okudukça benim için farklı bir şey ifade edemeyeceğini anladım. Duygular kesin verilmemiş gibiydi yani Drogo kaleye gitti ama neden orada kaldı? Ne bekliyor? Oraya alıştığı için mi geri dönmüyor? Sakinliği seçtiği için mi? Yoksa savaş çıkar da kahraman olurum diye mi? Kitabın sonlarına kadar bu belirsizlik vardı bu sebeple çok ekstrem duygular hissedemedim. Varoluşun
Yetmiş Bedir gazisine yetiştim... Siz onları görseydiniz deli sanırdınız; onlar da sizin iyilerinizi görselerdi artık ahlâkın kalmadığına hükmeder, kötülerinizi görselerdi bunların hesap gününe bile inanmadıklarını söylerlerdi!
[Hasan-ı Basrî]