"Hayatım boyunca ilerledim, şimdi de buradayım. Bir ölümlünün sesine sahibim, geri kalanları da alayım. Ağzına kadar dolu kaseyi dudaklarıma götürüyor ve içiyorum."
Tepemizde takımyıldızlar alçalıp dönüyor. Tanrılığım içimde, güneşin denizde boğulmadan önceki son ışıkları gibi parlıyor. Bir zamanlar tanrıların ölümün zıttı olduğunu düşünmüştüm ama artık her şeyden daha ölü olduklarını görüyorum çünkü hiç değişmiyorlar ve hiçbir şeyi ellerinde tutamıyorlar.
Kitap başlarda yavaş ilerliyor ve ilk defa bir mitolojik roman okumadan ötürü olayları geç anlamlandırabildim. Kitabın içine girdikçe okumak çok daha zevkli bir hâl aldı. Olayların yoğunluğu ve değişkenliği çok hoştu. Çok şaşırtıcı yerler vardı. Bir sürü şey oluyor ve geri dönüp baktığımda "ne çok şey oldu" dedim.
Kirke ve Hermes'in ilişkisini okurken çok keyif aldım. İkisi de umursamaz ve alaycıydı.
Kirke'nin zehirli kuyruğu kestiği bölümde ki diyaloglar çok etkileyiciydi.
Özellikle son 100 sayfa -telemakhosun dahil olduğu zamanlar- kitaba kapıldım gittim.
Yazar kitabı yavaş yavaş zirveye taşımış ve en tepede bitirmiş.