Elli dört yaşında ölen ve "zihin ve zekâda misli nâdir" bulunan hükümdar Yavuz Sultan Selim Han;
"Suleha" onun hakkında kan dökücülükten başka bir kusur bulamaz.Bununla beraber,kan dökmede korkusuz ve "gayet cebbâr ve kahhâr" olan Yavuz'un böyle oluşunu bir takım sebeplere dayamak ve bundan sonra kendisini biraz da haklı görmek mümkündür.Çünkü,babasının son saltanat yılları sırasında , memleketteki sosyal düzen bozulmuş,karışıklıklar artmış,başka devletler hesabına isyanlar çıkmış,afyon ve içki iptilası her tarafı sarmış adalet müesseselerini yönetenler şahsi çıkarlarını düşündükleri için,kanunların tatbikindeki yolsuzluklar artmış , Safevîlerin Rumeli ve Anadolu'da yaptıkları propaganda sonunda,halktan belli olmayan bir kısım,yabancı bir devletin tâbi'liğini kabul edecek hale gelmiş ve bu suretle memleketin başka ellere devri gibi bir durum hasıl olmuştu.
Yavuz Sultan Selim'in fevkalâde şiddetli hareketlerini biraz olsun mazur gösterebilecek bir hal gibi mütalea olunabilir.Eğer şehzade Ahmed ile şehzade Korkud,yalnız devletin parçalanmaması yönünden öldürülmüşlerse,o takdirde Yavuz Sultan Selim'i ,bu şiddetli hareketinden dolayı az mes'ul tutanlar tarafına temayül etmek pek hatalı bir hareket sayılmamalıdır.Bütün ömrünce devletin bütünlüğünün korunmasını ve düzgün olarak yönetilmesini düşünen bu Pâdişah'ın görevlendirdiği şahısların kusur ve hatalarına asla tahammülü yoktu.Hele bu kusur ve hata memleketin bütünlüğü ve geleceği ile ilgili ise o takdirde ölüm muhakkaktı.
Bunun dışında onun halktan herhangi bir ferdi rahatsız ettiği görülmedi,aksine olarak ömrünün büyük bir kısmını , kendini tanıtmadan halkın içinde geçirdi.