Romanın kahramanı Johanna, çocukluğundan itibaren ailesiyle arasında örülmüş sessizlik duvarlarını sorgularken, bir yandan da annesiyle hesaplaşmaya girişiyor. Bu hesaplaşma yalnızca bir kız çocuğunun annesiyle değil, aynı zamanda geçmişiyle, kimliğiyle ve toplumun dayattığı rollerle yapılan bir hesaplaşma.
Eserin dili yalın ama derin; Hjorth’un cümleleri kısa, neredeyse soğuk bir keskinliğe sahip. Bu soğukluk, karakterin duygusal mesafesini ve travmaların ağırlığını daha da belirginleştiriyor. Yazar, duygusal sahneleri abartıya kaçmadan, büyük bir içsel gerginlik yaratacak biçimde anlatıyor. Anlatı boyunca tekrarlar, iç monologlar ve sessizlikler dikkat çekiyor.
Aile içi bağların göründüğü kadar masum olmadığını, sevginin çoğu zaman suçluluk ve utançla iç içe geçtiğini anlatan sarsıcı bir roman. Yazar, okurunu rahatlatmak yerine rahatsız etmeyi seçiyor. Kitap, annelik ve evlatlık bağlarının karanlık yönlerine cesaretle ayna tutarak, okurda derin bir sarsılma yaratıyor.