İlişkinin paradoksu bu; talepleri çok, taleplerin gerçekligi karışık;misal çok güvende olmayı, çok arzulanmayı, çok edepli olmayı, çok özgür olmayı istiyor. Çok aidiyet istiyor. Bir de hepsini beraber istiyor. Gel de çık bu işin içinden.
Şuna hep çok şaşırıyorum: İki insan nasıl olur da aynı evin, aynı hayatın, aynı hayalin içerisinde böyle dip dibe yaşar da birbirini yine de olabilecek en yanlış şekilde anlar? Nasıl olur da birbirini duymaz bu insanlar? Burada fena hâlde yanlış giden bir şeyler var.
İnsanın da bir kirpi gibi sayısız dikeni var. Bu dikenlerin bazısını törpülüyoruz, bazısı sivri kalıyor. İşte o sivri dikenlerle; bazen törpülemek istemediğimiz, bazen törpülemeyi akla getirmedigimiz, bazen de istesek de törpüleyemediğimiz o dikenlerle birbirimizi acıtıp duruyoruz.