Sakin bir melodi arabanın içini huzurla doldurdu, camdan dışarı bakarken gitgide mayışarak gözlerimi kapatmak istedim.
Kapatmak ve uzun süre açmamak... Kulaklarımı okşayan bu tınıya teslim olup zihnimi kurcalayan acımasız gerçeklerden kaçmak... Korkularımı derinlere hapsetmek ve hepsine birer set çekmek...
Hepsi hayalden ibaretti.
Yolumu çizecek, tıpkı yıllardır yaptığım gibi bu kez de güçlü adımlarla yürüyecek ve yolun sonunu görecektim. Işığın varlığına dair tek Bir şey bile yoktu, aydınlıktan çok uzakta olabilirdim ancak bu, ona ulaşamayacağım anlamına gelmezdi.
Ve ben sönmüş ışıkların ardından karanlığa sığınmak zorunda kalan değil, zifirinin içine cesurca adım atandım. Umutlarıma ateş böcekleri konacaktı, gerekirse her şeyi yakacak, kör yolları açacaktım. Çıkmazları aşacak, adımlarımın bastıktan sonra geriden bıraktığı her yeri aydınlık kılacaktım.
Sesim nefesimle birlikte boğazımdaki o kördüğüme hapsolup kalmıştı. Çözülemiyor, kendini içinden kurtaramıyor, duyulamıyordu. İçimde bir yer çığlık atıyordu ancak beni birinin duyduğunu zannetmiyordum.
Ben ağlamaktan nefret ederdim. Güçsüzlükten nefret ederdim. Korkup sinmekten nefret ederdim. O zaman ruhum neden gözyaşlarına teslim oluyordu? Neden dirilemiyordum?
... yürümeye başladığımda kulaklarım adım seslerimi duymuyordu. Yalnızca uğultu vardı. Kendimi dış dünyaya kapatmış, büyük bir hezeyana uğramış hâlde içime kapanmıştım.