Keşke dedim, insanların daha düşünceli olduğu bir dünyada yaşasak. İnsanların kalp kırmak için bu kadar çabalamasa. Keşke kalp kırmanın, bir insanı üzmenin ne kadar beter bir şey olduğunu herkes anlasa. Kırılan kalplerin hesabı elbet bir gün sorulacak ama o kalp kırıldığıyla kalacak. Keşke insanlar insanlara ve insanlar kendilerine bunu yapmasalar.
"Bence insan, herşeyden önce karşısındaki yalnızca insan olduğu için saygı duyabilmeli. Ve eğer bu, hayatında değer verdiği biriyse, onu incitmekten elinden geldiğince kaçınmalı. Fikirlerine, özgür ruhuna, zevklerine... Onun kendini var ettiği her detaya âşık olabilmeli."
"İşte, bu yüzden eş kelimesi yalnızca sözde kalmamalı. Karşısındaki insan, ruhunun eşi olamadıktan, senin gözünden dünyaya bakamadıktan sonra geriye kalan şeylerin ne anlamı var ki?"
"Bağırıp durmak dediğin, sözcüklerin dudaklardan dışarı çıkması değildir her zaman. Gözleriyle de bağırır insan. Kıyafetini onaylamadığımız birine attığımız yargılayıcı bakış, yalnızca bir saniye sürer ama o kişiye hissettirdiğimiz kötü his, belki binlerce çığlık etkisindedir. Kıyafeti açık ya da kapalı, saçları beline savrulmuş ya da örtünmüş... O erkek küpe mi takmış? O kadın neden o renk ruj sürmüş? Şuna bak, bilmem kimin çocuğu, yaptığı şey ailesine yakışmış mı? Ten rengi çok koyu, acaba başka bir milletten mi? Paçavra gibi giyinmiş, maddi durumu yok herhâlde..."
Asansörün kapısı açılırken bağırdım. "Salın bizi! Salın birbirinizi, yeter!"