Modern binalarla kurduğumuz ilişki onlarla göz hizasında diyebileceğimiz bir seviyede gelişmez ve onlarla bedeni-insani bir yakınlık ve temas kurmakta zorlanırız. Bu binalar insan ve zaman izini gizler ve buna mukabil teknolojiyi sergiler, hatta kutlar. Ama gerek Süleymaniye ve gerekse diğer kadim mabetler, ne kadar büyük boyutlu olsalar da, taştaki insan izini bizim için muhafaza ederler. Biz bu devasa kütlenin bizim beden ölçülerimizi aşan formuna rağmen onda benzerimiz olan insanlarca yapılan bir eseri görürüz.
İnsanlık gerilemekte olan bir canlı grubudur; bir başkalaşım geçiriyor ve tıpkı koza ören bir kelebek gibi kendi hüner ve işgücünden dolayı tehlikede bulunuyor’. Ali Şeriati