Yoruma başlamadan önce kitabı okumama vesile olan sevgili dostum Mercan’a bir kez daha teşekkür etmek istiyorum beni bu güzel kitapla tanıştırdığı için
Yazar hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse; Jane AUSTEN Gelmiş geçmiş kadın yazarların en büyüklerinden, en ustalarından, en sevilenlerinden biri. Sadece kadın yazarların mı? Elbette ki hayır, tüm yazarların en yetkinlerinden biri. 1775 İngiltere doğumlu, sekiz çocuklu bir ailenin iki kızından biri. Bir manastırda başlayan eğitimine evde devam eder ve ailesi tarafından yazmaya teşvik edilir. Sonuç mu? Tam altı roman. Önce 1811 tarihli Sağduyu ve Duyarlık (Sense and Sensibility) gelir. Bunu, 1813’te Aşk ve Gurur (Pride and Prejudice), 1814’te Mansfield Parkı (Mansfield Park), 1815’te Emma, ölümünün ardından 1817’de Northanger Manastırı (Northanger Abbey) ve İkna (Persuasion) izler.
Gelelim kitabımızın yorumuna; romanımızın kahramanı Fanny Price mahrur, içe dönük, duygu ve düşüncelerini kendi iç dünyasında yaşayan bir kız olarak tanıyoruz onu. O kadar hassas ki çoğu olayda başına gelenleri inanılmaz bir sabır ve sükûnet içerisinde karşılasa da, onu ruhen ve bedenen yaraladığını, hasta ettiğini anlayabiliyoruz. Dokuz yaşında dar gelirli ailesinin ona bakamama endişesi nedeniyle varlıklı teyzesi Lady Bertram ve eniştesi Sir Thomas’ın yanına gönderilir. Kuzenleri Tom, Edmund, Maria ve Julia ile kısa zamanda bir bağ kurmayı başarır ve varlığını onlara kabullendirir. Kısacası kendisini sevdiren bir mizaca sahip, bir tek kişi hariç o da diğer teyzesi Mrs. Norris. Birlikte büyüdüğü kuzenlerinin yaşam tarzından, eğitimlerinden ve terbiyelerinden hayli faydalanıyor ve ona orayı ilk günden beri sevdiren tek dostu, tek akıl hocası, dert ortağı rahip adayı olan kuzeni Edmund’un bunda çok büyük bir rolü oluyor. Yıllar içinde
Kul kısmına tende can, kesede akçe lazımdır,
Akçe olmadıkça kulda saltanat kime hükümdür,
Sevda-yı aşk ile serhoş olsa dahi taht-ı Osman,
Vallah insaf bilmez, hak diye hak almak farzdır.
Hasan Ali Toptaş’ın okuduğum ilk kitabıydı ‘Kuşlar Yasına Gider’ hayli gözlemlemiştim bu kitabı, birkaç sevdiğim dostumda hakkında hayli güzel yorumlar yapmıştı, ben de tam okuma listeme ekliyeyim derken yeni yıl sürprizlerim arasında çıktı geldi bu güzel kitap. Can dostum Kübra’m mektubunun yanında yoldaş göndermişti ben de bekletmek istemedim ve okuma listemin en tepesine bir yer açarak derhal okumaya koyuldum..
Dedikleri kadar vardı kitap, bir kez başladı mı kendini okutturuyordu. Sayfalar ilerledikçe mola dahi vermek istemiyor, kendime çay koyarken bile elimden düşürmüyordum. Hal böyle olunca da toplamda 248 sayfa olan kitap iki günde bitiverdi ve yeni yılın ilk kitabını da bir çırpıda bitirmiş oldum böylelikle..
Hepimizin en kıymetlisi ailelerimizdir muhtemelen, kimimiz annesine daha düşkün, kimimiz ise babasına. Gerçi böyle ayrım yapılması dahi pek hoş değildir aralarında amma velakin illa ki biri daha yakındır diğerine nazaran. Benim içinde babam öyledir! Kitabımızın konusu da baba ve oğul ilişkisi üzerine kurulu, zaten sırf bu sebepten bile insan da okuma isteği uyandırıyor diyebilirim..
Anlatıcıyla birlikte Anadolu’nun o eşsiz topraklarında bir seyahate çıkıyorsunuz, memleketinize giderken izlediğiniz rotayı hayal ediyorsunuz ister istemez. Birazda özlüyorsunuz, hatta burnunuzun direği sızlıyor anlatıcı köyüne kasabasına gidip gelirken. Bilindik bir şeyler buluyorsunuz her sayfada, okuduklarınız hiç de yabancı gelmiyor çünkü hayatınızın bir döneminden bir satır kazınıyor beyninize..
Hiperaktif bir babanın farkında olmadan oğullarına koyduğu mesafeye tanık oluyoruz, yaşının ilerlemesiyle birlikte onlara olan muhtaçlığının arttığı zamanlar da hem evlatları, hem de kendisi için hayat ne derece zorlaşıyor ve dramatik bir hal alıyor kavrıyorsunuz, okurken ister
Zeynep'im..can arkadaşım..bu kitap bizim ilk gençliğimizden anılarla dolu. her satırını keyifle, bazen kalp sızısıyla, bazen gülerek okudum.. bazı sayfaların dedikodusunu bile yaptık :) üzerinden yıllar geçse de, bazı izler hiç geçmiyor..